Yaşar Aktaş

26 Kasım 2018

Rasim’in Evi

#anılar#çocukluk

Bir sonbahar ayı kasımın sonu veya aralık ayı olabilir. Ben babaannemin yanında bırakıldım. Babamın annemi yanına alarak evden ayrıldığını çok iyi hatırlıyorum.

Bunun için çok ağladığımı ve dayım Abdullah’ı babaannem eve çağırıp, bu çocuğu anne ve babasına götür dediğini hatırlıyorum. Dayım beni kucağına alıyor ve Ayancık yoluna düşüyoruz. Dışarıda kar var, soğuk hava kar yağışı olarak devam ediyor. İyi hatırlıyorum…

Dereköyü mahallesininden doğru Saybaşı’na indik. Orada kızakla odun taşıyan Lefken (Çamyayla) köylülerinden birkaç kişi ile karşılaştık. Bu karda-kışta nereye gittiğimiz soruldu. Dayım’da onlara uygun cevaplar vermeye çalışıyordu. Ondan sonrasını hatırlayamıyorum. Yalnız, on kilometre dediğimiz yere inip, oradan da bir vagonla yolculuk yapmamız gerekiyor.

Uyandığımda annem, babam ve dayımın bir evde olduklarını gördüm. O günün yorgunluğundan sonra etrafa alışmaya başladım. Gittiğim ev ahşaptan iki katlı olup, şimdiki Yörük Rasim namı ile anılan kişinin evinin bulunduğu ev. Ev sahibine Ali Reis Bey diyorlardı. Oturduğumuz evde raflar olsa gerek ki ben annemden bisküvi isteyince o raflardan bana veriyordu.

Bir gün merdiven başında iken bir keçinin merdivenlerden çıkıp bana tosladığını, ben de ağlayarak içeri (eve) girdiğimi hatırlıyorum. Demek ki babam ikinci katta oturuyordu.

Günler birbirini kovalarken ihtiyar ev sahibi ve ailesini de hatırlar gibiyim. Ben evde devamlı hareket halinde ve yaramazlıklar yaparken annem bana bir kurşun kalem ve bir de blok not defteri şeklinde kalınca yarısından fazlası yazılmış, bir kısmı yazılmamış defter verdi. Sayfalarını çeviriyorum ve boş sayfalarına gelişi güzel çizgiler çiziyordum. Bu defter babamındı, babam orman askerliğini yaparken günlük çalışmalarını işlemiş, el yazısı ile yazılı idi.