Yaşar Aktaş

25 Kasım 2018

Osman’ı Ayı Yedi

#osman#ayı

Bir kış mevsimi mahalleli ayı avına gider. Ayı yakalarlar. Kurudere mevkiinde dere içinde ayıyı yaralarlar. Ayının yarası oldukça ağırdır. Omzunun biri kırılmış. Diğer omuzunu kullanabiliyor. Dere üstünde bir ayağını omuzdan vurulmuş diğerini de bir ağacın dibine dolamış tutunurken, avcıların bir kısmı ayıya, ayı da onlara bakarken alt taraftan Osman Aslan (Osman-oğlu) seslenmiş. “İsmail Onbaşı, Onbaşı ama vurmayın. Geliyorum, onu canlı olarak görmek istiyorum” diye seslenmiş. Onlar da Osman Dayıyı beklemişler. “Madem ki canlı görmek istiyor. Gelsin de görsün.” Osman Dayı aşağıdan yukarıya çıkar. Ayıyı görür. Ama görmemezlikten gelerek:

“Nerede? Nerede?” Diye ayıya yanaşmaya çalışır.

Omuzunda da kısa namlulu mavzer varmış. O zamanlar öyle silahlara halk arasında “dom dom” derlermiş. Aniden ayıya nişan alır ve atar. Yalnız kurşun, ayının önceden kırık olan omzuna isabet eder. Ayının gözleri kızarmış. Yerinden fırlar ve Osman Dayıya saldırır. Osman Dayı ile ayı ormanda, orman gülleri arasında alt üst, üst alt savaşırlar. Ama Osman Dayı da hal mi bırakır ayı. Oldukça fazla hırpalamış onu. Ayının altında sesi soluğu kesilmiş. Ayıya oradakiler tekrar kurşun atacaklar ama, bu arada bu heyecanla Osmanı da vururuz korkusu var.

İsmail Onbaşı oradakilere, “çekilin, çekilin” der. Yanındaki gürebi ile ayının kafasına kafasına vura vura ayıyı öldürmüş. Zaten yaralı olan ayı Osman Dayının üzerinden, ayakları üzerine yığılır kalır. Ayıyı, Osman Dayının üstünden yana çevirirler, ağzı köpüklü ayı son nefesini verirken Osman Dayı da ayının yanı başında… Durumu çok ağır…Kalkmaya takati yok. Sesi sedası da kesik. İsmail Onbaşı, Osman Dayının kulağına eğilip sorar;

“Rava har Osman? (Nasılsın Osman?)”

“Ra vazirop Onbaşı? Gamamatava! (Ne konuşuyorsun Onbaşı? Beni bitirdi!)”

Bu arada aralarında toplanıyorlar. Olay yeri ile mahalle arasında en az 3 km mesafe var. Yerdeki kar 1 metre yüksekliğinde. Ayrıca kar yağmaktadır. Osman Dayıyı sırtlarında taşımaya kalkışıyorlar. Ama karda, bata çıka yol almaları güçleşiyor. Bu arada onu taşımak için ağaç dallarından basit bir taşıma aracı yapıyorlar. Osman Dayıyı iyi kötü onun üstüne yatırıyorlar. Geceye doğru mahalledeki evine götürüyorlar. Ocak başına yatırıyorlar. Herkes üşümüş ıslanmış. Osman Dayı daha fazla üşümüş, ıslanmış. Ayının ağzından çıkan salyalar onu ısırırken üstünü başını daha fazla ıslatmış. Ocak başına bıraktıkları gibi duruyor. Nefesini zorlukla alıp, veriyor. Evinde çoluk çocuk telaşa kapılıyor;

“Ne oldu buna, ne bu hal! (ağlamalar, bağırmalar)” “Ne olacak! Ayı avında bu olaylar başımıza geldi.” diye durumu anlatıyorlar. Osman Dayıyı Ocak başında, ateşin karşısında soyuyor ve üstünü başını değiştiriyorlar. Vücudunda ısırık ve ayak pençesi tırnak yaraları oldukça fazla, deride yırtık ve kanamalar olmuş. O zamanın halkı tarafından bilinen yara bere ilaçları yapılmış. Osman Dayı da yavaş yavaş iyileşmeye başlamış.

Geçmişte yaşayan mahallemizin halkından bilhassa hanımlar günlük olaylar hakkında maniler söylerlerdi. O manileri hemen aniden oluşturup söylerlerdi. Mesela; Osman Dayının kızkardeşi o arada hemen şu maniyi söyleyiveriyor yani ağzından çıkı veriyor;

“Ocak başında kedi, kedi sıçanı yedi. Bir gün ava gitmeyen Osman’ı ayı yedi” der.

Böylece acı olay gülmeye döner. Karamsarlık oradan dağılı verir.

Osman Dayı hayvanları otlatırken ayının hikayesini anlatır. Bize ayının diş yaralarını, bacağında, butlarında gösterir ve öğüt verirdi;

“İşte çocuklar avcılıkta böylesi de var. Çok dikkat etmek lazım! Ayı yaralı iken uzak durun! Yanında yavruları varken, yanaşmayın! Ayının mıntıkasını sezdiğiniz zaman, hemen yavaş yavaş oradan uzaklaşın”