Çobanlık günlerimiz
Çobanlık günlerimiz içinde en çok çocukluk yıllarımı hatırlarım. İlkbahar! Mart ayı ile yavaş yavaş kış mevsiminden çıkılmıştır. Güneş ısıtmaya, günler uzamaya başlasa da yine soğuk gece ve günler çoğunluktadır. Yılların çoğunda bizim mahallede hala kar vardır.
Bize hiç durma-durak yoktu desem yeri var. Bizim ailede hemen hemen yörede yetiştirilen hayanlardan hepsi mevcuttu. En çok koyun yetiştirirdik. Koyunların çoğu bu ayda yavru yapardı. Bundan dolayı yorgun düşerlerdi. Koyunlar her gün otlatmak için araziye çıkarılırdı. Bu ayda mahallenin etrafında hayvanların otlayacağı ot da bulunmazdı. Etraf çamurdu. Onun için Güneypınarı denilen yöreye götürür, otlatırdık. Güneypınarı denilen yer koyunların dolaşıp otlamalarına elverişli olduğu gibi her gün onlar için ot da vardı. Kışın-yazın yapraklarını dökmeyen fundalıklar (süpürgelik ismini koyardık), onların aralarında yöreye ait ot ve yeşillikler, derenin üstlerinde sarmaşıklar, kekik otları bulunurdu. Koyunları bu yöreye götürdüğümüzde onlar nerelerde karınlarını doyuracaklarını iyi bilirlerdi. Biz yalnız arkalarından gider, takip ederdik. Dağılmadan, birbirlerinden ayrılmadan yayılmalarına da özen gösterirdik. Yanımızda mutlaka köpek bulunurdu. Bir çoban köpeği, bir veya iki tane av köpeği beslenirdi. Çünkü, çevremizde canavar bulunurdu. Bilhassa kurt. Ayılar da bulunurdu. Ama, hayvanlara en çok kurt zarar verirdi. Koyunlar dere boylarına, kayalıklara doğru inip otlamaya başlayınca arada haykırırdık. Canavarlara karşı, canavarlar koyunları sahipsiz sanmayın biz onların sahipçisiyiz. Kurttan çok korkardık. Kutlar da bizden korkardı. Zaman zaman ses olsun diye yol kenarlarından dereye doğru taşlar yuvarlardık. Taşlar yuvarlanırken paldır küldür, çıkardıkları sesler çok hoşumuza giderdi. Biz de haykırırdık. Hani Karadenizlilerin horon oynarken haykırdıkları gibi. En çok türkü söylerken, oyunları oynanırken, haykırdıkları gibi.
Hayvanlar otlamakta dursun, biz de boş duracak değiliz. Boş dursak üşürüz. Üşüdüğümüz günlerde, çalı çırpı toplayarak ateş yakar zaman zaman etrafında toplanır ısınırdık. Ayrıca oyunlarız da vardı.
Dikme taş oyunu! Bu oyun 3 türlü idi;
Tek taş; Uygun bir taş belirli mesafeye dikilir. Tektaş oyuncuları o taşı vurmak için önlerine bir çizgi çizilir (atış çizgisi), bu çizgiden dikilen taşı vurmaya çalışırlar. Taşı vuran kurtulur, vuramayan oyunculara çeşitli cezalar verilir. Atışlar sıra ile idi. Cezalarda en çok, atış çizgisinden dikilen taşa kadar sırtta taşıttırma idi.
Diğeri ise; iki grup olunur. Karşılıklı belirli yere taş dizilir. Her grup kendi diktiği taşın yanından karşı grubun taşını vurmaya çalışır.
- oyun ise; yine iki grup oluşturulur. Her grup kendi tarafına 3 tane arka arkaya taş diker, bu taşların arasındaki mesafe bir metreye yakındır. Atışlar başlamadan önce yaş kuru yapılır. Şimdiki yazı mı tura mı istersin gibi. El parçası kadar bir taş bulunur. Taşun her iki yüzünün düzgün olmasına dikkat edilir. Bir tarafı tükürük ile ıslatılır. Taş havaya atılırken dönmesine dikkat edilir. Yere düştüğünde hangi taraf üste gelirse oyuna o küme başlar.
Diğer oyunlarımız da vardır. Bu oyunların unutulmaması için yazıyorum. Şimdiki çocukların oyun tarzları aynı değil. Bizim oyunlarımız arazinin durumuna uygun oyunlardı. Düz arazide ismine “konkona” dediğimiz oyunu oynardık. Birkaç çocuk küme oluştururduk. Alana avuç içi kadar kuyu eşerdik. Ellerimiz de boyumuza göre sopalar, açılan kuyunun içine ve kenarlarına vururduk. Sopalar vurulurken “konkona, konkona” sözlerini söylerdik. Aramızda bir ebe seçerdik. Ebenin ebe seçimi de şöyle yapılırdı. Ayak başparmağı kalınlığında yedi sekiz santim uzunluğunda bir sopadan bir parça keserdik. İki tarafı da düz olmalı çünkü dikildiği zaman toprak üzerinde dursun. Sekiz santim uzunluğunda sopa parçası (korkodanı veya güdü) dikilir. Dikilen yerden, atış çizgisi adımlanır. Kümenin isteğine göre en son adımdan hemen çizgi çizilir. Küme sıra ile atış çizgisinden atışlara başlar. Atışlarda sopanın ortasından üç parmakla tutulur. Baş parmak, işaret parmağı ve orta parmak. Tutulan sopa başımızın hizasına kadar kaldırılarak fırlatılır. Dikileni vuran, yani güdüyu yıkan, gider sopasını alır güdüyü yerine diker kümeden ayrılır. Vuran, tekrar diker kümeden ayrılır. En son vuramayan ebe olur. Ebe, gider bir eline güdüyü diğer eline sopayı alır. Kuyunun taşına gelip güdüyü kuyuya atmaya çalışır. Fakat diğer çocuklar sopalarla kuyuyunun başındadır. Ebeye güdüyü kuyuya attırmayacaklardır. “Konkona” sözleri devam eder kuyunun başında. Bu arada sopalar da ses çıkarır. Sopalar birbirlerine çarpabilir. Sopalar kuyunun etrafına içine vurulurken ebe elindeki güdüyü kuyuya atmaya çalışacaktır. Küme kuyuya attırmayacaktır derken öyle olur ki güdü birinin sopasının ucuna denk gelir kuyunun içine değilde dışına düşer. Bu ara herkes güdüyü kuyudan uzaklaştırmaya ebe de güdüyü yakalayıp kuyuya atmaya çalışır. Şayet ebe güdüyü kuyuya atabilirse oyuna tekrar ebe seçimi için yenden başlanır ve devam eder.
Diğer bir oyun, o oyun güdüye biraz benzese de çok farklıdır. O oyunda güdü ince ve uzundur. Sopalar aynı, atış şekilleri farklıdır. Güdü parmak kalınlığında ve yirmi yirmi beş santim uzunluğunda bir ucu sivridir. Güdü sivri tarafından atış çizgisine doğru biraz eğik dikilir. Etrafına bir mete çapında bir çember çizilir. Atış çizgisinden sıra ile atışlar başlar. Bu atışlarda sopanın bir ucundan tutulur. Dikilen güdüye atılır. Vuran gider, sopasını alır güdüye yerine diker, en son vuramayan ebe olur. Ebe güdüye yakın mesafededir. Diğerleri atış çizgisinden atışlara başlar. Ebe güdüyü vurup çemberinden uzaklaştırırsa, sopasını alıp ebeden önce atış çizgisine gelebilmeyi göze alabilirse koşar sopasını alır gelir. Şayet sopasını almada geç kalıp, ebe güdüyü alıp çemberin içine atıp, atıcıdan önce atış çizgisine gelirse, ebe geç kalan olur. Şayet atıcı güdüye attı vurdu. Fakat güdü çemberden çok uzaklaşmamış ise atıcı sopasını almaya koşmaz diğer arkadaşlarının vurmasını uzaklaştırmasını gözler. Bu oyun devam ederken atıcılardan hiçbiri attığı sopayı alıp dönmeye cesaret edemezse, atıcıların elinde de sopa kalmazsa, ebe güdüyü çember içine bırakır. Diğer arkadaşlarının sopalarını kapıp atış çizgisine gelişini gözler, bu ara ebe için rahat olur. Yüzde yüz ebelikten kurtulur. Artık sopalarını alıp atış çizgisine en son gelen ebe olur. Bu oyun böyle tekrarlanır.