Babamın Askerliği
Babam askerliğini Bolu, Hendek, Düzce ve Adapazarı’nda yaptığını söylerdi.
Hendek su kenarından çok konular anlatırdı. Hendek su kenarı konusunu hatırlayınca bu yöredeki anısını yazmadan geçemeyeceğim.
Su kenarı Hendkek’te Rıza Bey çiftliği varmış. Bu çiftlikte Abaza kökenli yaşlı bir adama gitmiş. Adamın Mürvet isminde bir kızı, bir de sağlık açısından engelli bir oğlu varmış. Babam bu kişinin evine sık sık gitmeye başlamış. Bey de babamı çok sevmiş. Gel zaman git zaman babamla kızı da birbirlerini çok sevmişler. Tabiidir ki Bey de bu yakınlığın farkında imiş. Birgün babam, o yöreden geçerken Bey evine çağırmış, sohbet esnasında babama evli olup olmadığını sormuş. Babam da bekar olduğunu söylemiş.
Babam evli, fakat annemle resmi nikahı olmadığı için nüfus cüzdanında bekar olduğu yazıyor
Babamı çok sevdiğini söyleyen Bey, babam hakkında bir takım bilgiler de almaya çalışmış. Babam da Ayancık’ta annesi ve iki abisinin olduğunu, Babası Ali Bey’in de Çanakkale Meydan Savaşı’nda şehit olduğunu, abilerinin evli olup çoluk çocuk sahibi olduklarını anlatmış. Bu süreç böyle devam ederken askerlik günleride azalmaya başlamış.
Babam rahmetli, rahmetli Amcam Hüseyin’le de sık sık mektuplaşırmış. O sıralarda amcam köyün muhtarı imiş. Askerlik süresi bitimine yakın sıralarda babam bir takım ev eşyası alım çalışmalarına girmiş. Düzce’den Osmanlı tipi, bir odayı döşeyecek yer ve dayama minderleri, bir yünden halı, bu minderlerin deseninden yorgan ve bir de şilte yatak almış. Fakat, parasını ödemiş ve yerinde emanet bırakmış.
Birkaç gün sonra da İstanbul Kapalı Çarşı’ya gelmiş. Oradan güzel bir karyola, bir şilte yatak, bir yorgan ve ayrıca ipek yorgan almış. Bu ipek yorganla beraber iki kalp şeklinde püsküllü minder ve bir de şase almış. Bu alınan ipek yorgan, iki minder ve şasenin renkleri kırmızıdır. Karyolanın üstünde ipek yorgan bindallı işlemeli, rengi açık mavi, onun üstünde kırmızı yorgan örtülmüş, bu yorganın kırmızı eteği yerlere kadar inerdi. Bu yorganın üstünde şase ve iki minder de baş tarafa konmuş durumda idi. Bu karyola misafir odasına kuruldu. Ayak ucunda çekmeceli masa, 5 tanene de sandalye, ayrıca bir adet de ayna vardı.
Osmanlı tipi yer ve dayama minderleri onlarda hatta yorganda, karyolaya konmuş kırmızı ipek yorganın altındaki yorgan tipi ve renginde ipekli ve bindallı işlemeli idi.
İşte bu hazırlıklar bence bir evliliğin müjdecisi idi. Bu süreç devam ederken, rahmetli Hüseyin Amcam babamı ziyarete ve hem de onu almaya Hendek’e gidiyor. (Babaannem gönderiyor) İkisi de rahmetli oldu. Babam ile amcam Hendek’te bir araya geliyor. Öpüşüp, koklaşıp hasret gideriyorlar.
Amcam gerekeni anlatıyor; “Köyde oğlun oldu. Annem, onu al eşinin, çocuğunun başına götür dedi. Seni almaya geldim…”
Bu arada babam onu Bey ile tanıştırmak istiyor. Ama şayet benim evli olup olmadığımı sorarsa bekar olduğumu söyleyeceksin diyor. Amcam da kabulleniyor. Rıza Bey’e oturmaya, bir vesile de tanıştırmaya gidiliyor. Babamı ve amcamı Rıza Bey çok iyi karşılıyor. Hoş sohbetler ediliyor, yemekler yeniyor. Hatta, akşam da misafir ediliyorlar.
Bu sohbette bir ara Rıza Bey amacama donüp soruyor. “Kardeşin Kazım bekar mıdır?”, amcamda babama verdiği sözden dolayı “Bekar” olduğunu söylüyor. Bey, babama dönüp, “eğer beni bırakıp gidersen, on parmağım yakandadır. Seninle hayırlı zamandan beri tanışıyoruz, seni ailemizden biri olarak görüyoruz” diyor.
Ertesi gün Bey’in evinden ayrılıyorlar. Babamın da askerlik süresi bitmiş ancak dönmeye niyeti yok. Amcam da “seni almadan dönmem” diyor. Sonunda babamda dönmeye karar veriyor. Sonunda Düzce’deki eşyası için at arabası kiralıyor. Onunla belli bir yere kadar getirip oradan İstanbul Kapalı Çarşı’ya gidiyor. Kapalı Çarşıdaki emanetçide aldıklarını da bir araya toparlayıp vapurla Ayancık’a gidiyorlar. Oradan da trenle Mestan Köyü’ne, oradan da öküz arabalarıyla eve taşıyorlar.
Babam askerde iken, amcalarım Emin, Hüseyin evi ve araziyi üçe ayırıyorlar. Babaannem, rahmetli babamla beraber olacağını söylüyor ve ölümüne kadar da aynı devam ediyor.
Babam askere gitmeden önce de Ayancık Kereste Fabrikası makine dairesinde çalışıyormuş. Askerlik bitince de yine aynı yerde çalışmaya başlamış. Babam Mart 1943’te terhis olmuş. 1940 yılının Mart ayında askere gitmiş. Askerliği böylece 3 yıl sürmüş.
Babam, çalıştığı iş yerinden bir mektup verilerek ayrıldığını anlattı. Sebebi, işçi çokluğundan iş veren, çalışanları azaltma yoluna gitmiş. (1947)
Babam, annem ve babaannem üçü de rahmetli oldu. Çok çalışkandılar. Bu arada öteden beri, yanımızda bir yardımcı bulundurulmuştur. Ben biraz palazlanana kadar, 4 yaşımdan (1954) bu tarafını çok iyi hatırlıyorum. Bu hatırlamam biraz da zaman zaman özenle anlatmamdan olsa gerek.