Yaşar Aktaş

25 Kasım 2018

Babaannem (Elmas)

#elmas#babaannem

Babaannem (Elmas), Sinop Lala Tavukçu Köyünden Hocaoğlu Sülalesindendir. Geniş-kalabalık bir sülaleden. Kökleri, Batum-Artvin-İzmit yörelerine kadar uzanır. Akıllı ve cesur bir bayandı, çalışkandı. İyilik severdi. Salonda gezerken ayaklarını bastığı yerden ses çıkardı. Merak eder, boş zamanlarımda onunla geçmiş hakkında sohbetler yapardık. Sohbetlerde zaman zaman duraklar gözleri dolardı. 22 yaşında eşini Çanakkale Meydan Muharebesinde kayıt etmişti. Eşi ile övünürdü.

Dedem harbe gitmeden babası Hüseyin Ağa ölmüş.

Babamın dedesi Hüseyin Ağa öldükten sonra tarlalarımızın vergileri ödenememiş. Tarlaların tapularını ilgililer almışlar. Borcumuz ne zaman ödenirse tapularımızı öyle alırsınız demişler. Babaannem tapuları (koça derdi) almak için ilçeye mısır zamanı mısır, buğday zamanı buğday götürüp satmış. O koçanların parasını ödeyerek geri almış. Yerlerimizin eski yazı ile yazılmış tapusu 1974’e kadar bizde idi.

1970’ten sonra arazi ve emlak beyannamelerini köylerde öğretmenler doldurup Mal Müdürlüğü’ne teslim ederlerdi. Ben de bu beyannameleri doldurup Mal Müdürlüğü’ne verdiğimde eski yazı ile yazılmış elimizdeki tapuyu gösterdim. Zamanın Mal Müdürü eski tapuların geçerliğinin kalmadığını yeni beyanların geçerli olacağını söyledi. Ben de eski tapu senedini attım. Fakat, yeni yapılan tapu-kadastro çalışmaları eski yazmış olduğumuz arazi ve emlak beyannameleri gibi yazılmadı. O beyanlar dikkate bile alınmamış. Mahalleye Kadostro girince evde hiç birimiz yoktuk. İstedikleri gibi yazmışlar. Araştırdım. Emin Aktaş, Hüseyin Aktaş, Kazım Aktaş adına 3 dönüm yer yazmışlar. Ben de ikinci bir defa araştırmaya geçmedim.

Babaannem ilçeye Mısır, Buğday satmaya giderken ilçeye kadar patika yollardan torba sırtında yalın ayak gidermiş. Çarıkları elinde taşıdığını söylerdi. “Niçin ayaklarına giymedin?” diye sorduğumda “Yıpranmasın diye” elinde taşıdığını söylerdi. “İlçeye yanaşınca ayaklarıma yün çorap, onun üstüne çarıkları (büyükbaş hayvan derisinden) giyerdim” derdi.

Çarık bende giydim. Nasıl dikildiğini çok iyi bilirim. Bugün kurutulmuş hayvan derisi olsa, iyi bir çarık dikebilirim. Kışın geceleri çarık dikerdik. Boş zamanımız yoktu. Çarık yıpranınca, yıpranan yerleri iple veya deri sırımı ile gözlerdik. Biraz da öyle giyerdik. Hayvan derisi o zamanları çok önemli ve makbuldü. Ayrıca birer giyimlik para ile satılırdı.